| KENDİMCE |
NAR TANESİ - IIINAR TANESİ III / ALİ KÜÇÜK - ZONGULDAK “Arayan sularda arasın beni...” Sevgili Ali, bana hep annesinden söz eder, “sen asıl annemi yazmalısın, onu görsen, ezberin iki kere bozulacak!” diye takılırdı... Annesine dair öyküleri, tiyatro yaparcasına anlattıkça, Puşkin ve Lermantov’u Rusça’sından okuduğunu duyduğum “iki kere laz!” annesini merak ederdim. Annesi ile tanışmak, Ali’nin 25 Ocak 2000 Salı günü, 17.45 Eminönü-Üsküdar, Barış Manço adlı şehir hatları vapurunda, kapüşonlu bir anarok, yelek, kimlik, gözlük, göz damlaları, bir miktar para, üzerine notlar alınmış Eskişehir Sedef Turizm bileti ve Seyfi’nin (Öngider) ev telefonunun yazıldığı ganyan kuponundan kesilmiş bir kağıt bırakıp, “atlamasından!”, “kaybolmasından!” ya da “intiharından!” aylar sonra oldu... “Bana “anne” yerine Lazca “nana” derdi. Sesi kulağımda... Bu olay olunca”mutlaka gelecek”, şeklinde bir şok geçirdim. Sanki bir yere gitti de gelecek. Zaten politikadan yakalanıncaya kadar uzun yıllar onu pek görmedim. Mamak’ta olduğunu öğrendiğimde “artık nerede olduğunu biliyorum” diye çok sevinmiştim.” “Sence Ali nereye gitti? Ben anne olarak fark etmedikten sonra kime ne diyebilirim ki... Ali’nin çıkardığı gazeteyi almıyorlarmış,diye duydum. İnsan bir tane gazete almaz mı? Gazete satın alsalar olmazdı belki... Gazete ne kadar para ki... Solcu olan gazete okumaz mı?... Kime ne diyebilirim ki?... Anne olarak nasıl fark etmemişim?” Ali’nin eşi Selma Küçük.....1960 Aydın/Nazilli doğumlu.Ondan dinleyelim; “Her şeye rağmen, o dönemdeki, özellikle 12 Eylül öncesindeki insan ilişkilerini, dostlukları, karşılıksız sevmelerimizi özlüyorum. Her yerde böyle miydi bilmiyorum. İzmir’de çok sıcak, çok özverili insanlar vardı. Birbirimizin her şeyiydik. Ama öte yandan neden yaptığımızı, neden “git” deyince gidilmesi gerektiğini sormamışız.” “Hayatını örgüte adamış olan Ali gibilerin örgüt üyesi olmadıkları ortaya çıktığında tartışmalar olmuştu.” Ali’nin hayatında daha sonra yayımlanan haftalık Söz dergisi dönemi başlar.Ali derginin sahibidir...Derginin baskı, dağıtım ve mali işleri bütünüyle onun omuzlarındadır. SBP’den BSP’ye geçiş döneminde çıkan Söz, onun için aldığı politik kültürün, yeteneğinin bütün özelliklerini sergilediği bir alandır. Ali, yeni bir devrimci romantizm ile 1975 model Dev-Genç militanı gibi koşturur. Derginin, on milyonlar tutan yurtiçi ve yurtdışı kagolarını postaneden “veresiye gönderme1 becerisiyle tarihe geçer... Birlikte çalıştığımız Söz, o gün değeri bilinmese de insan ilişkileri bakımından çalışanlarının çoğunun aklında hoşlukla hatırlanan bir yayın olarak tarihte yerini alır... Haftada bir veya iki gece sabahladığımız gecelerde oluşturduğumuz fasıllar, şiirler, “teorik” olarak aldığımız maaşlar üzerine yaptığımız ödeme tartışmaları, harçlıklar üzerinden idare ettiğimiz yıllarımız... Seyfi Öngider ile Merdan Yanardağ’ın “iktidar odası!”nın kapısına yazılan, “Yönetmek ve yönetilmek ayıptır! Beraber düş görmek serbesttir!” şeklindeki diğer odadaki çalışanların isyan manifestosu.... Günün biribde Söz süreci, bütün muhalif dergilerin biçim, içerik ve mali sorunlarını yaşayarak biter. Ali’nin İstanbul İktisat Fakültesi’inden çok eski bir arkadaşı, Söz, Fesat ve V Özgürlük süreçlerini birlikte paylaştığı, Söz dergisinin Koordinatörü Seyfi Öngider, Ali için şunları anlatıyor: “Ali deyince benim aklıma, gerçekten özel olduğunu hissettirmeyen çok özel bir insan geliyor. Hele kaybolduktan sonra bunu daha çok hissediyorum. “ “Onu ‘74’den beri yakından tanıyorum... Kurtuluş geleneğinin insan prototipi içinde Ali gibisine çok rastlamadım. Çok özel ve lider tipli birisiydi ama bunu hissetmezdin, özellikle kimseye hissettirmezdi. O küçük işler konusunda hiç yüksünmez, üstlenir yapar ederdi. İnsanlarla kurduğu ilişkiler alışılmışın dışındadır. Üniversitedeki devrimci öğrencilerden biriydi ama tanınan öğrenci liderlerinden biri değildi, hiçbir yerde öne çıkmazdı.” ÖDP kuruluyor, “Ne mutlu bana kimliksiz yaşadığım o zor yıllardan sonra, artık mahalle bakkalıma sosyalist olduğumu anlatacağım...” Ali, ÖDP’de bu duygularla yer alır... Umut eder ve koşturur, yerel ve evrensel sosyalizm deneyimlerinin ve her birimizin kendi deneyimlerimizin özeleştirisi ortak sözleri üzerine kurulur. Ali, ÖDP’nin tarihsel ve siyasal evrimi içindeki bütün durumlara tanık olur, bütün kırılmalardan nasibini alır... Özellikle V Özgürlük süreci ile birlikte, bütün enerjisine rağmen, ne gazetenin ne de kendinin parti hayatında, gazetenin kurduğu hayatta bir karşılığının olmadığını görürse de sonuna kadar direnir... Hem kendisi hem de gazete için bir çırpınma çağrısı olan mektup da duyulmaz. Ali, sonuna kadar çırpınır... 25 Ocak’tan önceki aylarda derdini dökmediği, içini açmadığı, “imdaaat” demediği insan kalmaz. Ama sesini duyuramaz... Nedense duyuramaz... Ona, “kendi düşen köyler, kentler ağlamaz” diye nasihatler verilir! Yıllardır gece gündüz, paketleme yapan, sokaklarda sırtında gazete çuvallarını taşıyan Ali içine kırılır, içi can kırıklarıyla dolar... Karısı Selma ise Ali’nin yaşadıklarının pek çoğunu sonradan öğrenir... Biricik kızı Zeynep’in babasının gidişinden sonra yazdığı mektup. Canım babam Ali Küçük’e Gökyüzünde bir yıldız var. Belki ismi kutupyıldızı kadar duyulmuş belki de sadece çevresindeki gezegenler tarafından bilinen fakat kimseden ışığını esirgemeyen sıcacık bir yıldız. Bir yıldız düşleyin ki deli yüreği, sıcacık bakışları moral kaynağı benliğiyle. Düş zannettiğiniz yıldızın gerçeğe dönüştüğü yerde duruyor babam. Yaşama sevinci, esprileri, sıcakkanlılığıyla babam bir tane. Nasıl doldurabilirsiniz ki yerini? Gönderdiğiniz yiyeceklerle mi, topladığınız parayla mı, şirinliklerle mi, birkaç tatlı sözle mi, yoksa sarılmalarla mı?Nasıl doldurabilirsiniz ki babamın yerini? Ne kadar çok kırdınız onu! Saklamak için elinden geleni yaptı ama dargın babam size. Onu anlamadınız. Dost el sandığı kişiler zehirli bir sarmaşık gibi sardı onu. O size yardım etti siz onu iğnelediniz. Sizin yüzünüzden hep biz çektik. Vay be koca 12 Eylülcülere bak. Kapitalizmin sömürgesi altına giren yoldaşlara bak. Yalan dolanla para peşinde koşanlara bak. Herkes kendi derdinde. Babam ise herkesin. Çek, senet, yalan, dolan... Utanmalısınız kendinizden. Utandırdınız eski sizleri. Dayanamadı babam dost kazıklarına ve gitti. Artık bir başka yüce arayın kemirmek için. Babam üç kişiden bahsetmiş. (....) Biz biliyoruz kaç üç olduğunu. Size güvenen birine bu yapılır mı? Kaç dost bulabilirsiniz babam kadar iyi? Kaç düşmanınız var sizin gibi. Baba sana hiç kızmıyorum. Sonuna dek haklısın. Her nerdeysen babasının gülü seni çok seviyor. Biliyorum bu alçaklar seni çok üzdü ama sen yine büyüklük yapıp onları üzmedin ve sessizce gittin Seninle gurur duyuyorum. Kaç kişinin babası çocukluktan ellisine bu kadar idealist, cesur, mütevazı, iyi kalpli olabilir ki. Baba keşke biz de gelseydik seninle. Sensiz olmuyor be babacığım. Bu üç alçağı kendi ateşlerinde beraberce yakardık. Ama kukisi seni anlıyor. Sen üzülme. Babasının gülü burda ve bu gülün dikenleri var. Suyumu siz verdiniz, dikenlerimi onlar biledi. Ve bu dikenler hesap soruyor canımızı yakanlara!........Sizler ve diğerleri... O benim babam. Onu kimse bu kadar üzemez.Hatalarla dolu beyinlerde kaybolmuşsunuz. Nerde eşitlik, özgürlük, adalet? Ben babamı geri alacağım ama siz bir daha eski masumiyetinize kavuşabilecek misiniz? Babam benim! Seni çok seviyorum. Babasının gülü Zeynep Küçük Not: Her satırım ait olduğu yere ulaşır. Not: Lütfen düşüncelerimi aynen aktarın. Sanırım buna hakkım var... 06:07 - 9/7/2006 - Yorum Yaz
|
Banner Ana Sayfa Profil Arşiv Arkadaşlarım Son Eklenenler - Hrat Dink: Cinayetin suçlusu basın ve medya - Beş bin kişi Dink için yürüdü - KINIYORUM... !!! - 2006 Erwin-Fischer Ödülü Aziz Nesin Vakfı'na - AMERİKA'nın IRAK'ı İŞGALİ'nin SEBEBİ - NAR TANESİ - III - Günün Sözü - RİCE - Lütfü Çakın - NE ÇIKAR ATEŞBÖCEĞİ SANSALAR BİZİ... - Günün Sözü - GLOBAZİTE - 27 Mayıs Nasıl Mezara Sokuldu? - Ölümü’nün 24’üncü yılında PETER WEISS - NAR TANESİ - II - Badem - 2 - GENÇ SİVİLLER RAHATSIZ - Seni Göriverince "Annah dimişim..." - Romancı ve Yayımcı Erdal Öz’ü Kaybettik - NAR TANESİ - I - HESAPLAŞMA Karikatürlerim
|
|||||||