|
leylak kokuları arasından ve hüzünlü dudaklar
ile sana sesleniyorum...
hani tutunacak hiçbir dalın kalmadığında.
tüm yönlerde çıkmaz sokak levhaları asılı iken,
parçalı bulutlu havaları bile arar olursun bunalıp.
ne kuşlar uçar gökten şimdi, ne yağmurlar serinletir.
bir yürek sancısı eşliğinde radyoda eski şarkıları dinlerken,
ve gözlerinden akan yaşlar eşliğinde odandaki gölgeleri takip edersin.
baktığın ve gördüklerin ne kadar da anlamsızdır.
oysa kuyular içinden çıkmıştın bir zamanlar.
bir zamanlar hayallerini süslerken onun adı,
bir zamanlar gönül yangınına ne su ne toprak istemezken.
yanmak ne güzel, tutuşmak aşkının ateşiyle.
hani koparıp papatya yapraklarını,
zorla söyletmenin telaşı ve acemiliği ile,
hani haykırırken geceleri dolunay'a sevdanı.
şimdi ne kuşlar uçar gökyüzünden, ne de yağmurlar serinletir.
zaten bir son nokta koyamamışsan yanlışlara,
zaten vazgeçme noktası çok uzakta kalmışsa
ve defalarca ofsayta düşmüşsen hayatta.
hani söylerdi sana "ne çok sevdiğini".
kaybettiklerimle dolu bir hayatın
kaybedilmişlerle geçen bir ömrün,
kaybolmuşlara ağıtlar yakmanın ızdırabı da tadarak.
sen ki, gözlerinde huzur
sözlerinde sukunet bulduğumdun
sen ki, sesine müptela olduğum
kokunu çok uzaklardan aldığım
ve hayatımın tam ortasına koyduğumdun.
şimdi bu anda ve bu ağlamaklı halimle baktığımda
yaşanan ve eksik kalan tüm dakikalarım adına
ve benden alıp götürdüğün kalbimin hatırına
sadece sorabiliyorum sana...
KAYBETTİĞİM DÜN MÜSÜN?
yazan: doğan telkesen |