|
"Ermeniler’in soyu kurutuldu" diye feveran eden bir başka çığırtkan ve 'yavuz hırsız' ülke Fransa'dır.
Fransa, Ermeni terörünün yanında, Apocu tedhişi de her dönem koruyup kollayarak açık bir Türk düşmanlığı sergilemekten geri durmamıştır.
Her fırsatta ülkemizi sıkıştırmaya çalışan Fransızlar bir yandan sözde, Ermeniler aleyhinde işlenmiş uyduruk soykırım masalları ile bir çıkar sağlamanın peşine düştüler. Fransa'da Sosyalist Parti, ülkede 'Ermeni soykırımını' inkâr etmeyi suç olarak değerlendiren bir yasa tasarısı hazırlayarak Türkiye'yi tehdit ederken, Parti lideri Hollande, "Türkiye, soykırımı tanımadan AB'ye üye olamaz" diyordu.
Türkiye'yi soykırım yapmakla, yalan ve iftira dolu ithamlarla suçlayan Fransa, gerçek hayatta ne haltlar karıştırmış bir göz atalım.
Fransa'nın, 1830 yılında işgal ettiği Cezayir'de, bu ülkeden defolup gittiği 1962'ye kadar olan sürede akıttığı masum insanların kanı büyük bir denizi dolduracak yoğunluktadır. Fransız saldırısına başkaldıran Cezayir halkı, işgale boyun eğmek istemediğini çeşitli şekillerde haykırmaya başladı. Yatak odalarında yabancı istememelerinin bedeli ise onlara oldukça pahalıya olmuştu.
Başeğmediler, direndiler…
Direnişin şiddetlendiği işgalin sadece son dört yılında Fransızlar’ın katlettiği Cezayirli sivilin sayısı 2 milyondan fazla olmuştur. Cezayir halkı direndikçe ölüyor, fakat ülkeleri diriliyordu. Bu arada zulüm öyle bir mahiyet almıştı ki; Cezayirliler’i direnişten vazgeçirmek amacıyla Fransızlar, ele geçirdikleri kişileri yerleşim birimlerinin üstüne getirdikleri uçaklardan aşağıya atmaya başladılar.
Cezayir'de 1 Kasım 1954'te işbaşı yapan örgütlü başkaldırı, 19 Mart 1962'de ilan edilen ateşkese kadar devam etti. Yani toplam 2694 gün... Bu süre içinde 2 milyon Cezayirli yok edildi. Bir anlamda direniş süresince günde ortalama 742 Cezayirli, sadist duygularla katledilmiş oluyordu. Sayının bu kadar yüksek olması, sivil yerleşim birimlerine yapılan toplu saldırıdan kaynaklanmaktaydı.
Bu rakamlar Cezayir'deki katliamının ne kadar vahşî ve ne kadar canavar ruhlu bir saldırı olduğunu açık bir şekilde gözler önüne sererken, sadece bu ülkede yaptıkları ile Fransa'nın gerçek bir suç fotoğrafı da ortaya koyulmuş oluyordu.
Bu arada direnişe karşı derhal bir 'şer ittifakı' oluştuğunu görüyoruz. Cezayir ayaklanması boyunca Fransa ve İsrail'in tam bir ittifak içerisinde olduğu dikkat çekiyordu. Direniş ile birlikte de İsrail, Fransız sömürge yönetimine faal olarak destek vermeye başladı. İsrailli gayri nizami harp uzmanları, gerilla savaşı konusunda tecrübesiz olan Fransızlar’ı eğittiler. Fransız birliklerini yetiştirmek için, daha sonra İsrail'de başbakan ve cumhurbaşkanı olarak göreceğimiz İzak Rabin ve Haim Herzog isimli iki general Cezayir'e gitmişti.
Sadece Cezayir'de 132 yıl süreyle kan döken Fransa, bugün kalkmış hiç sıkılmadan, barış, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi kutsal kavramlardan söz ediyor.
Bu kıtada gerçekleştirdiği tek katliam Cezayir'de yaptıkları ile sınırlı kalmayan Fransa, hemen hemen saldırdığı tüm Afrika ülkelerinde benzer katliamlar gerçekleştirmiştir. Katledilen masum insanların sayısı farklı olsa da bu olayların hepsinde aynı vahşet ruhunun mutlak bir hâkimiyeti görülmektedir.
Benin, Burkina-Faso, Cibuti, Çad, Gabon, Gine, Kamerun, Komor Adaları, Moritanya, Nijer, Senegal ve Tunus da, Fransa'nın kurbanı olan ülkelerden sadece birkaçıdır. İşgal ettiği bu zenginlikleri bazen İngiltere ile de paylaşarak, zenginliklerini de kırışarak sömüren Fransa, katliamlar tarihinin en önemli suçlularındandır. Daha sonra İtalyan ve Almanlar’ın da başını sokmaya çalıştığı bu topraklarda bir yara çiçeği gibi açan 'batılılar' yerli halka sadece zulüm ve acı bir ölüm getirmiştir.
'Vahşî batı', damarlarına nüfuz ederek sömürgeleştirdiği ve bu sayede bütün insanî ve millî servetlerine el koyduğu diğer kıta ülkelerinde de benzer katliamlar gerçekleştirmiştir. Maalasef, servetlerinden istifade ettiği bütün ülkelere sömürgecilerin vaadettiği mükâfatlar, oranın insanlarını ya topluca yok etmek, ya da yurtlarını terke zorlamak veya dinlerini değiştirmeye mecbur etmek olmuştur.
Rusya'nın doğu ülkelerinde yaptıkları ile tam benzerlik gösteren bu emperyalist yorum, batının vazgeçilmez ilkesi hâline gelmiştir. Kuvvetli zayıfı ezecek ve ona asla hayat hakkı tanımayacaktır. Kural bu…
İşin diğer ibretlik bir tarafı da bütün bu katliamların önemli bir kısmının 20. yüzyılın çağdaş felsefesiyle; demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk ve özgürlük gibi süslü kavramların bütün dünya ülkelerinin 'dillerinde sakız' olduğu bir dönemde gerçekleştirilmiş olmasıdır.
 Fransa Hava Kuvvetlerine bağlı 17. Bombardıman Grubundan uçaklar 2.Dünya Savaşı günlerinde masum ve sivil Cezayir köyleri üstüne ölüm yağdırırken.
|