BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan





KONULAR
MENÜ
ARKADAŞLARIM
BAĞLANTILARIM




    TV'de Bugün

    İDDAA

    Online Müzik Dinlemek İçin Tıklayınız

    Domain Sorgulama Form'u
    Domain:("http://www" girmeyiniz)
    263 sayfadan 34 . sayfa
    geri | ileri
    25/5/2006 - HER KUŞ KENDİ SÜRÜSÜYLE UÇAR!
    Bulundugu yer: genel


    Başlık olarak seçtiğimiz cümle hepinizin bildiği üzere bir atasözüdür ve bana göre oldukça önemli bir mânâ içerir. Bu atasözünü açıklamak için, evvelinde bilimsel bazı konulara kısaca değinmek isterim. Bu konular; hologram, kuantum tekniği ve beyinin yapısı... Şimdi sırasıyla her birine kısa kısa göz atalım.

    Hologram, cisimlerin en-boy-derinlik içeren üç boyutlu görüntüsüdür. Holografik kayıt tekniğinde iki boyutlu fotograf görüntüleme tekniğinde olduğu gibi, kayıt plakasının üzerine görüntü değil, görüntülenmek istenen cisme ait tüm bilgiler (cismin her noktasına ait bilgi) kaydedilir. Sonra bu plakaya belli açılardan laser ışını verilerek üç boyutlu görüntü elde edilir. Holografik bir görüntünün eni, boyu, uzaklığı, yakınlığı veya derinliği vardır. İki boyutlu fotoğraf gibi bir düzlem üzerinde değildir. Çevresinde dolaşabiliriz veya bakış açımızı değiştirerek görüntüyü çeşitli açılardan görebiliriz. Bu özelliğe paralaks adı verilir. Holografik kayıtın en önemli özelliği, her noktanın bütünün bilgisini taşıyor olmasıdır. Yani herhangi bir cisme ait holografik bir kaydı parçalayıp bölseniz de, kalan parçadan cismin tüm görütüsünü eksiksiz alabilirsiniz. İşte bu noktada aklımıza Hz.Rasulullah'ın "Zerre küllün aynasıdır!" şeklinde açıkladığı hadis-i şerif geliyor ve 1400 sene öncesinde açıklanan bu ilmi gerçek hepimizi şaşkınlığa düşürüyor.

    Henüz milenyuma girmemiştik ki, atomaltı fizik konusuyla ilgilenen bilim adamları kuantum dünyasının sırlarını keşfetmeye başladılar. Bunların en önemlisi parçacık (kuantum) teoremiydi. Kuantum kuramının temelini ilk olarak 1900 yılında Max Planck ortaya attı. Geliştirenler ise, Einstein, Bohr, Schrödinger, Louis de Broglie, Heisenberg, Born ve Dirac'tı. Parçacıklarla ilgili bir çok deney yapıldı. Bunlardan en önemlisi çift yarık deneyidir. Hattâ "Schrödinger’ in kedisi" isimli ünlü bir düşünce deneyi dahi yapıldı (detaya girmiyorum, sizler geniş çapta araştırabilirsiniz) ve sonuç olarak; Bohr, "Işığın dalgacık mı tanecik mi olduğunu belirlenmesi ancak gözlemcinin sorduğu soruya göre cevaplanabilir" diyerek gözlemciyi ön plana çıkardı. Kısaca ortaya bakıldığında varolan, bakılmadığında dalga özelliği veren (yani bir anlamda yokolan), mevcudiyeti gözlemciye endeksli parçacıklardan oluşan bir evren modeli çıktı..

    Bu sırada fizik profesörü David Bohm evrenin holografik biçimde davrandığını ileri sürdü. David Bohm'un düşüncesine göre; beş duyu ile algılayabildiğimiz evrenin ardında zaman ve uzaydan bağımsız olan çok boyutlu bir Evren vardı. Geçmiş, şimdi ve gelecek bu holografik düzende bir arada bulunmaktaydı.  David Bohm'un bu teorisinden yola çıkanlar, dev bir holografik plaka hayal etmeye başladılar. Bu yeni düşünceye göre, çeşitli girişim ve kesişimlerden oluşan sınırsız holografik bir kayıt plakasıydı evren.. Yani belli açılardan laser ışını gönderildiğinde sonsuz üç boyutlu görüntüler veren ve sınırları bilinmeyen dev bir bilgi plakası...

    Bilim adamları tarafından kuantum teoremi ve holografik evren teoremi bir araya getirilince bazı soruların cevapları netleşmeye başladı. Kısaca değişik alanlardaki bilim adamları teorilerini birleştirerek yeni bir sentez (bir bakıma yeni bir düşünsel sinerji) oluşturmaya başlamıştı. Bu yeni düşünsel keşfe göre, evren denilen dev holografik plaka, kimin baktığına ve ne amaçla baktığına göre çeşitli görüntü ve bilgiler veriyordu.

    Tüm bu teoremlerin içinde benim en çok sevdiğim sözü ise Heisenberg söyledi: 

    "Gözlemlediğimiz şey doğanın kendisi değildir, doğanın yönelttiğimiz soruya verdiği yanıttır yalnızca."

    İşte araştırmaların bu noktasında işin içine insanın algılama sistemi, beyin ve dolayısıyla nörologlar ( özellikle nöroloji uzmanı Karl Pribram)
    girdi.  Bilim adamları beynin nasıl çalıştığı üzerinde kafa yormaya başladılar bu defa ve nihayet beynin yapısının holografik sisteme göre çalıştığına karar verdiler. İnsan beynindeki algılama sistemini, frekans deşifre eden bir analizatör gibi çalışan beyin hücrelerinin oluşturduğu keşfedildi. Beynin algılama ve değerlendirme sistemini oluşturan bu hücreler birer mikro hologram gibi hareket ediyorlardı. Beyin, bu sayısız mikro hologramın yarattıkları dalga boylarının girişim ve kesişimlerinden oluşan holografik bir yapıydı ve evrenin küçük bir modeliydi. Beyindeki hafıza kayıt sistemi de holografikti. Çeşitli dalga boylarında gelen frekans titreşimleri, hafıza kayıtlarındaki benzerleriyle eşleniyor ve bu yolla tanımlanıyor veya hatırlanıyordu. Eğer hafızada bu kayıt yoksa, gelen titreşim dalgaları beyin tarafından çözümlenemiyor ve yok kabul ediliyordu.

    Elde edilen tüm bu bilgiler felsefecilerin de katkısıyla sentezlenince ortaya çarpıcı bir sonuç çıktı tabii ki:

    Bizler yoktan icad edemiyorduk, ancak evrende var olan o ana bilgi plakasının dalga boylarıyla ilişkiye giriyor ve algılama ve değerledirme sistemimizin ne kadar geliştiğine orantılı olarak bazı gerçekleri keşfedip, bu veri tabanı ile yeni kombinasyonlar üretebiliyorduk ancak.. Beyin dediğimiz mikro hologram, bir yandan kendi titreşimine uygun dalgaları deşifre ederken, bir yandan da kendi titreşiminde dalgalar yayıyordu evrene.. Beyin gibi birim bilinçlilik alanları yeni kombinasyonlarla makro plana yönelindiği için, makro planda açığa çıkan evrensel holografik bilgi mevcut evreni sürekli tekâmül ettiriyordu. Yada başka bir tanımla; evrensel hologram, beyin gibi mikro modellerinin mevcut bilgi ile oluşturduğu yeni kombinasyonlarla kendi kendisiyle ilişkiye girmesi sayesinde yeni yeni evrensel boyutlar (paralel evrenler) şeklinde tekâmül ediyordu. Seyredilen ve seyreden arasında feedback bilgi alışverişi ile gelişen bir genişleme ve tekâmül süreciydi her şey...

    İşte bu noktada mistikler ve felsefecilere kulak vermeli ve ilâhi irade üzerinde durmalıyız. İlâhi iradenin her bir bilinçli birim için takdir ettiği kapasite, evrenle girdiği ilişkiyi belirler, tabii ne kadar bilgileneceğini de... Öte yandan bu farklılık sayesinde evrensel çapta çok renkli ve yönlü bir tekâmül devamedegider.

    Kısaca toparlamaya çalıştığımız tüm bu bilgilerden sonra, yukarıdaki atasözünün açıklamasını rahatça yapabiliriz.

    Hepimiz beyinlerimizle belli bir frekansta titreşimler (dalgalar) yayıyoruz evrene ve benzer olan dalgalar da bizi buluyor, ya da biz bunları tesbit edip algılıyoruz ve beynimizde deşifre ediliyorlar. Bu sebeple insanlar yaşam sürecinde aynı frekansta düşünen beyinlerle karşılaşır daima.. Yada odaklanarak üzerinde düşündüğü ve kendi kendine sorduğu sorularına çeşitli cevaplar gelmeye başlar. Ya ilham alma ve sezgiler şeklinde, ya bir şekle görüntüye bürünerek... Zaten duanın özünde de aynı sistem işler. Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de dualarımıza icabet edileceğini vaad eder. Çünkü sistemin işleyişi bu şekildedir. Her neyi odaklanarak düşünüyorsa kişi, o şey duasıdır bir bakıma ve holografik evren denilen bu sonsuz kozmik deryadan onu kendine çeker. İsmi Allah olan Zat, ilminde "OL!" (Kün!) diyerek evren denilen bu makro hologramı oluşturmuştur ve bu "OL!" emri madde planında insanlardan dua olarak zuhur eder. "
    Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Dehr/30.) Aslında bir bakıma ettiğimiz ve edeceğimiz tüm dualara peşinen icabet edilmiştir de denilebilir. Buna mistikler ve sufiler; "Olmuş bitmişi yaşıyoruz" veya "Olan, olmuş olanın sonucudur" gibi tanımlarla işaret etmiştir. Bazıları da bu dev evrensel holograma, yokun yok olduğu kozmik çarşı ismini takmıştır. Ancak neyi dileyip dileyemeyeceğimizi de beynimizin kapasitesi belirler. Kuşkusuz o da Allah'ın takdiridir.

    İşte tüm bunların sebebi, bir AN'da (Dehr) yaratılan makro hologram evrenin oluşturduğu dalgalar alemini, mikro hologram beyinlerimizle sonsuz an'larda peyderpey algılamamızdandır. Kısaca topyekün dalgalar aleminde yaşıyoruz, algılıyoruz ve değerlendiriyoruz. Kendi üç boyutlu yapımız (bilinç, ruhbeden ve madde beden) dahi dalgalardan oluşan bir hologramdan başka bir şey değildir.

    Şu an bu siteye veya sonra bir başkasına girmeniz ve yeni bilgiler almanız boşuna değildir. Tesadüfen elimize geçtiğini zannettiğimiz kitap, tesadüfen gelmemiştir. Bizler onun içerdiği bilgileri, bilincimizi aynı frekansta titreştirerek farkında olmadan talep etmişizdir. Yada bir anda kendimizi hiç tanımadığımız insanlar içinde buluvermemiz asla tesadüf değildir. Bizimle aynı mânâ ve frekansta düşünen kişilerle karşılaşmışızdır sadece... Çünkü beyinlerimizin yaydığı dalgalar ve çözümleme yeteneği benzeşmektedir. Atalarımız işte bu sebeple demişler her kuş kendi sürüsüyle uçar diye..

    Bazen de eski çevremiz, dostlarımız ve arkadaşlarımız ne olduğunu anlamadan aniden bizden uzaklaşır gider. Bir bakarız ki hepsi mazide kaybolup gitmiş soluk sisli bir hayal gibi.. Bunun sebebi, artık bilinç titreşimlerimizin farklışmaya başlamasındandır. Ya biz tekâmül etmişizdir, ya eski çevremiz. Kopuşlar olduysa mutlaka düşünsel titreşimlerimizin frekansı değiştiğindendir. Eğer tekâmül eden biz isek, buna sevinmeliyiz. Biz değilsek, yine sevinmeliyiz. Çünkü yeni demek, tekâmül demektir. Eskinin sizi ileri götürmekte bir faydası olmadıysa, yenilenmekte hayır var demektir. Rasûlullah aleyhisselâm'dan rivayet edilen bir hadis-i şerif şöyledir: "İki günü birbirine denk olan bizden değildir." Bu sebeple değişimde fayda var, aynı yerde saymakta ise zarar. Allah'ın takdiri sonucu yaşamımızdan çıkıp gitmiş olan hiç bir şeye geri dönüp bakmamalıdır. Bunun mutlaka ilâhi bir hikmeti olduğuna ve hayrına inanmak gerekir. Sizlere tavsiyem, olana ve değişime razı olup, eskiyi terketmemek için ayak diretmemenizdir. Bu hem sıkıntı verir, hem de faydasızdır. Çünkü artık senaryonun o sahnesinden öğreneceğinizi ve alacağınızı almışınızdır. Aksi olsaydı, o seyir bitmezdi. O halde şimdi yeni bilgi ve yaşam deneyimleri için açık olun ve asla ümidinizi yitirmeyin. Bu doğal bir süreçtir ve tekâmülün başkaca bir yolu yoktur. Zaten değişimin hemen ardından çok farklı bilgiler elde etmeye başladığınızı ve yaşamınızın baştan sona değiştiğini farkedecek ve buna ister istemez şahit olacaksınız. O halde ilâhi takdire teslim olup, Yaradan'ın sizi götürdüğü yere gidin.

     

     

    www.sessizsozler.org


    :: Arkadaşına gönder

    Truck Accident
    Truck Accident
    www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

    Glittery texts by bigoo.ws