|
TSK “İRTİCA”ya Nasıl Bakıyor?
İrtica; sözlük anlamının dışında “halkın dini duygularını kullanarak toplumu aldatmak, insanları dine yaklaştırmak iddiası ile dinden uzaklaştırmak ve hatta çıkarmak” demektir.
Tarikat ve cemaatlerde yuvalanıp “dini bilgi”yi “bilginin hakikati”nden çok şekle indirgeyen, halktan gerekli dini bilgileri saklayanlar ise “mürteci”dir. Dini sadece “namaz” ve “başörtüsü” ile sınırlandırıp halkı sürüleştirmek de “irtica”dır.
Özellikle yabancı gizli servislerin ve İslam Dini ile devletin düşmanlarının “tarikat, cemaat ve toplumun değişik noktaları”na yerleşerek satın aldıkları ve kandırdıkları dini önderler aracılığı ile “devlet”le “millet”i birbirine düşürmelerine, milleti bölmek, vatanı, bayrağı, devleti, milleti, dini koruma ve kurtarmaya yönelik milli hareketleri engellemelerine ve tüm devlet ve millet unsurlarını ortadan kaldırmak için dini kullanarak yaptıkları operasyona “irtica” denir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde devletin varlığına yönelik eylemler “din kisvesi” altında yabancıların kontrolü ile yönetilmiş; “milletin dini” “millet”i ortadan kaldırmak için ve “milletin devleti”ni imha etmek için kullanılmıştır!
Özellikle İstiklal Savaşı öncesi ve esnasında Milli Aşireti İsyanı “din ve Kürtçülük kisvesi” altında İngiliz ve Fransız desteği ile gerçekleştirilmiştir.
Ali Galip Olayı ve Malatya İsyanı, İngiliz ve Fransız kontrolündeki İstanbul Hükümeti tarafından organize edilmiştir.
Bayburt’ta Şeyh Eşref İsyanı ise Ermeni desteği ile çıkartılmış, Şiilik propagandası yapan, Mustafa Kemal ile Kuvva-yi Milliye’yi kafir ilan eden dini bir isyandır.
Anzavur İsyanları ise İstanbul ve İngiliz Hükümeti desteği ile Kuvva-yi Milliye’yi engellemek için çıkartılmıştır.
Yine din kisvesi altında Konya ve Bozkır civarında oluşan ve daha sonra bastırılan 1. ve 2. Delibaş İsyanları ise bu zincire bir diğer örnektir.
Sivas’ta Şeyh Recep Vakası, İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin desteği ile “din kisvesi” altında padişah yanlılarının çıkarttığı bir ayaklanmadır.
Adapazarı, Düzce, Bolu, Hendek, Beypazarı Nallıhan İsyanları da padişah yanlılarının çıkarttığı isyanlardandır.
Hilafet Ordusu ve Kuvva-yi İnzibatiye ise; Kuvva-yi Milliye Hareketi’ne karşı durabilmek için padişah ve İngiliz Hükümeti’nin desteği ile kurulan bir ordu olmuş ve bu ordu genelde Adapazarı, Düzce, Bolu Yöresi’nde faaliyet göstermiştir.
Yozgat, Zile, Yıldızeli, Boğazlıyan (Çapanoğlu İsyanları) da yine din kisvesi altında başlayan isyanlardandır.
Kürt, Kürtçülük ve Ali Batı İsyanı ise Mardin Bölgesi’nde bağımsız Kürdistan kurmaya yönelik olarak çıkartılmış bir isyandır.
Cemil Çeto Olayları da Bitlis Bölgesi’nde çıkan ve yine bölgede “Kürdistan Devleti” kurmaya yönelik bir isyan olmuştur.
Koçkiri İsyanı ise Kürt Teali Cemiyeti’nin kışkırtmaları ile Sivas Bölgesi’ni merkez alan ve “bağımsız Kürdistan” kurmaya yönelik olarak başlayan bir isyandır.
Aynacıoğulları Olayı da, Yozgat, Tokat ve civarında Aynalıoğulları’nın başını çektikleri çetelerin eşkıyalık faaliyetleri ile oluşmuş bir olaydır.
İsyanların bastırılmasında ve Batı Cephesi’nde çok etkili olan Demirci Mehmet Efe ve adamları da zamanla Ankara Hükümeti’nin üzerinde olduklarını savunmaya ve uğradıkları köylerde zalimce davranmaya başlayınca yapılan baskınlarla kuvvetleri dağıtılmış ve teslim olmuşlardır.
Yine isyanları bastırmada büyük yararlılıkları görülen Ethem Bey’in zamanla Ankara Hükümeti’ni kendisinden aşağıda görmesi sonucunda tasfiyesine karar verilmiş ve Ethem Bey uzun çatışmalardan sonra Yunan tarafına geçerek ülkeyi terk etmiştir.
“Etnik-i Eterya/Pontus Rum Faaliyetleri” ise; yıllarca Türk Milleti içerisinde adil bir biçimde yaşamış olan Rumlar’ın ülke içinde kurdukları Rum Cumhuriyeti ve bunların faaliyetleridir.
Görüldüğü gibi yabancı devletler “milletin dini”ni “milleti yok etmek” için kullanmışlar ve bunun için “ihanet edecek dini önderler” bulmakta da hiçbir sakınca görmemişlerdir.
Yine yabancı devletler “Türkiye’de yaşayanların her türlü farklılıkları”nı “ülkeyi bölmek” için kullanmakta beceri göstermişlerdir. “Etnik ve dini önderler”in bir kısmı kolayca kafirlere, yani “yabancı devletler”e hizmet edebilmişlerdir.
Yabancı devletler bu sebeple günümüzde de geçmişte olduğu gibi çok kolay kandırdıkları dini ve etnik örgütlenmelere yönelmişler ve hatta yabancı istihbarat servisleri bu şekilde etnik ve dini birçok örgütü kurmuş, yönetmiş ve bu tehlikeli altyapıyı günümüzde kullanılan bir boyuta getirmiştir.
Daha açık bir ifade ile TSK,
- İslam’ın, Müslümanlar’ı ortadan kaldırmak için kullanımına,
- İslam’ın, Türkiye’yi bölmek için kullanımına,
- İslam’ın, insanları sömürmek için kullanımına,
- İslam’ın, insanları cahil bırakmak için kullanımına,
- İslam’ın, devleti yıkmak için kullanımına,
- İslam’ın, dini amacından saptırmak için kullanımına,
- İslam’ın, Allah’a ibadetten kula ibadete dönüştürülmesine,
- İslam’ın, İslam adı altında tahrip edilmesine,
- İslam adı altında Kur’an-ı Kerim’e saldırılmasına,
- İslam adı altında Allah’a isyan ettirilmesine,
- İslam adı altında Hıristiyanlığa, Yahudiliğe, ateizme hizmet verilmesine,
- İslam adı altında sermayeye hizmet verilmesine,
- İslam adı altında insanlara hurafelerin öğretilmesine
toptan karşıdır!
Bütün bu fiilleri işleyenler de TSK’ ya karşıdır!
“Yabancı istihbarat servisleri”; Türk Devleti’ne ve milletine yönelik yıkıcı etkinliklerini gerçekleştirirken halkın değerlerine yakın durmuş gibi yaparak ve bu değerleri sözde savunur gibi yapıp sömürenleri yanlarına alarak, bunları devletin Yürütme, Yasama ve Yargı gibi önemli noktalarına taşıyarak devlet içinde iyice güçlenmişler ve kaleyi içten düşürme noktasına gelmişlerdir!
TSK’nın ve devletin İslam’a karşı olmadığı ama “İslam’ın, devletin ve milletin varlığını ortadan kaldırmak için kullanılması”na karşı olduğu mutlaka anlatılmalı ve bu gerçek bir an önce anlaşılmalıdır!
Ayrıca bu yaklaşım, yabancıların komutasındaki tarikat ve cemaatlerin ve “yerli din tüccarları”nın meşrulaştırılmasına izin vermeyecek içerikle anlatılmalıdır.
TSK’nın “din”e değil ama “dini kullananlar”a karşı olduğunun ortaya konulması bağlamında “yabancı gizli servisler”in kışkırttığı “başörtüsü” ve “İmam Hatip Liseleri” gibi sorunların da “insan hak ve özgürlükleri” kapsamında değil de “rejim değişikliği” bağlamında gündeme getirildiği için çözümün zorlaştığı ortaya konulmalıdır.
Yabancı gizli servislerin/yabancı devletlerin sonradan Müslüman olmuş Hıristiyan ve Yahudiler üzerinden İslam’a, Türk Devleti’ne ve milletine sistemli ve dini/etnik içerikli bir saldırı başlattığı deşifre edilmeli ve saldırıda kullanılan her türlü argüman, simge, sembol, şekil, parti, örgüt, STK, medya isim isim kamuoyuna dökülmelidir. Bu yapılabildiğinde yaşanan bir çok sorunun kaynağı görülebilecek ve millet bu sorunların çözümünü kolaylaştıracaktır.
Bu bağlamda yabancı gizli servislerin ve yabancı devletlerin tarikat ve cemaatlerle gerçekleştirdikleri sızmaları devletin kurumları içinde de yaptıkları göz önüne alınmalı ve devleti “din düşmanı” gibi gösterecek her türlü söylemden kaçınılmalıdır.
Dini kullananların yaptıkları yolsuzluklar, hırsızlıklar, yaşadıkları debdebe, istismar ve olumsuzlukların yabancı gizli servis ve yabancı devletlerle olan bağı çarpıcı şekilde ortaya konulduğunda millet tarafını seçmekte zorlanmayacaktır.
Mesela AKP-YİMPAŞ İlişkisi’nin çarpıcı şekildeki anlatımı, bu bağlamda son derece önemlidir. Fethullah Hoca Cemaati-AB İlişkisi gibi bir çok konu ise yanlış isimler tarafından anlatıldığı için doğru sonuç alınamamıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, doğru konuyu ve söylemi yanlış kişiye yaptırmamaktır!
“Hortumları kestik!” diyenlerin hortumcularla ilişkisi ortaya konsa halk bu yapıları linç etmek isteyecektir. AKP’nin bir çok yıkıcı faaliyeti, çıkarttığı yasaların arka planı ve icraatlarının odak noktasında bulunan yabancı gizli servis ve yabancı devletler “doğru isimler” tarafından deşifre edilse, AKP’ye destek veren tarikat ve cemaat yapıları kısa zamanda çözülecektir.
Bugün Türkiye için en büyük tehlike, “milletin oyu ile milletin sonunu hazırlayan yabancı istihbarat servislerinin ve yabancı devletlerin kurduğu siyasi, dini, sosyal, etnik, kültürel, yerel ve ekonomik yapılar”dır.
TBMM bugün “devletin tasfiyesinin hukuk çerçevesinde yapıldığı bir arena”ya dönüştürülmüştür.
Yürütme (Hükümet) ise; “milletin oyu” ile geldiği görevi, “milleti yabancı devletler adına köleleştirme”de kullanmaktadır.
Bugün siyasi ve dini yapılar ve meşrulaşan yabancı güdümlü partiler aracılığı ile devlet, millet, toprak ve tüm değerlerimiz bitirilmekte, satılmakta ve dejenere edilmektedir.
İşte TSK, Türkiye’de dinin bu şekilde kullanılmasına karşıdır!
Kaldı ki TSK dine karşı olmuş olsaydı her ihtilal ve benzeri dönemde Ordu “dini yapılar”ın üzerinden silindir gibi geçerdi. TSK, hep “ihanet içindeki dini liderler” ile “kandırılan vatandaşlarımız”ı ayrı tutmuş ve buna göre davranmıştır. Bazı münferit vakalar olmuşsa da bunlar çok sınırlı kalmıştır.
TSK İrtica’dan % 98’i Müslüman olan milleti ve dinini değil, yabancı devletlerin kontrolü altına girmiş dini oluşumları ve onların din kisveli devlete yönelik taleplerini kastetmektedir.
TSK’nın “İslamcı” ve “Müslüman” gibi görünen dini liderler ve onların oyun arkadaşı siyasi liderlerin “İslamsız bir İslami diktatörlük kurma girişiminde bulunanlara yönelik söylemi, tezgahları deşifre edilenleri hep rahatsız etmiştir. Maşalar TSK’ya bu sebeple hep kin ve nefret beslemişlerdir.
TSK, “İslam’ın içini boşaltarak sömürgeci devletler adına İslamcılık oynayan din tüccarları”na karşıdır!
TSK, İslam’ın içinin boşaltılarak dini talepler adı altında emperyalizmin emrinde bulunanlara karşıdır ve bunların hepsine birden “İRTİCA” adını vermektedir.
TSK’nın bu anlamda dine ve İslam’a verdiği destekten rahatsız olan işbirlikçi emperyalist maşalar, İslam’a kendi düşmanlıklarını gizlemek için TSK’yı “İslam düşmanı” ilan etmektedirler.
TSK, İstiklal Savaşı esnasında “din adına” emperyalistlerin, İngilizlerin, Yunanlılar’ın yanında saf tutmuş ve isyan çıkarmış Kuvva-yı İnzibatiye artıklarını açıkça “İrtica” diye nitelendirmektedir.
TSK’nın irtica dediğinde kastettiği;
“Kuvva-yı İnzibatiye gibi
İslam’ı yabancıların hizmetine veren din düşmanları”dır.
Saygılar
SESAR
|