BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti




SANAT BİLİNCİ

• 22/12/2006 - SANAT VE FAYDA

 

 

Bazıları sanatın fayda ile ilgisi olduğu oranda sanat olmaktan uzaklaşacağını söyleyerek, sanatın sadece sanat için olması gerektiğini savunurlar. Bunlara göre sanat, ahlâk ve faydayla kesinlikle uğraşmaz. Günümüz sanat anlayışında da toplum açısından maddî-mânevî hiç yararı olmayan yapıtlar, sanat eseri olarak takdim edilir. Başta heykel olmak üzere, modern resimden müzik anlayışına kadar günümüzde sanat diye takdim edilenlere yararlılık açısından bakıp tekrar değerlendirmek gerekmektedir. Câhilî sanat anlayışı, sanat putuna toz kondurmak istemeyebilir: "Sanat, hiçbir şeyin aracı olmamalı, sanatta sadece estetik özellikler aranmalıdır. İnsana direkt faydalı olan şey, zanaat olur. Güzellik anlayışı, faydaya kurban edilemez..."

İslâm, hayra vesîle olmayan, faydası dokunmayan herhangi bir şeyi kesinlikle meşrû görmez. Efendimiz: "Allah'ım! Öğrettiklerinle beni yararlandır. Bana faydası olanları öğret" diye duâ ederken, ilim bile olsa faydası olmayandan sakınır: "Allah'ım! Faydasız ilimden Sana sığınırım."

Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim'de, kurtuluşa erecek olan gerçek mü'minleri "Onlar lağvdan (faydasız söz, iş ve davranıştan) sakınanlardır." (Mü'minûn, 3) şeklinde vasfederek över. Peygamberimiz (s.a.v.) de bu konuda şöyle buyurur: "Faydasız söz ve işleri bırakması, mü'minin müslümanlığının güzelleşmiş olmasındandır."

Faydası olmayan herhangi bir şey, zararlı kabul edilmese bile, kaçınılması gereken bir lağvdır. Vakit ve nakit isrâfıdır, mâlâyânidir, abesle iştigaldir. Dolayısıyla her faydasız şey zararlıdır. Allah'ın yarattığı, başta insan olmak üzere tüm yaratıklar, sadece şekil olarak güzel ve sanatlı olarak yaratılmamış, bir gâye için var edilmiştir. "Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?" (Mü'minûn, 115). Müslüman sanatçı, yaptığı işin meşrû ve hayırlı bir iş olduğu, kendisine ve başkalarına faydası dokunduğu oranda ibâdet olduğu bilinciyle sanata yaklaşmak zorundadır. Tabii bu fayda, bazen sadece âhirette beklenen müeccel bir hayır olabilir. Bilinmeli ki "Âhiret bâki (devamlı) ve daha hayırlıdır." (A'lâ, 17). Cennetteki nimetler, dünyevî süs ve faydalardan çok daha hayırlı ve büyüktür (Bkz. Âl-i İmrân, 15).

Bir iş veya sanat eseri faydalı olduğu halde, inancımıza ters düşüyorsa terk edilmelidir. Çünkü müslüman, olaylara pragmatizm açısından bakamaz. Zararlı bir şey, çok kapsamlı değerlendirilemediği için faydalı zannedilebilir. Bir şey de bazı küçük faydaları olduğu halde, meşrû olmayabilir (Bkz. Bakara, 219). Fayda ile zarar aynı şeyde, meselâ bir sanat eseri veya anlayışında ortaklaşa bulunursa, "zarardan korunmak, faydanın gelmesinden daha önemli" olduğu için (Mecelle kuralı), hayra şerri karıştırmadan olmuyorsa o, hayır olmaktan çıkmış, içine zehir damlatılan suya benzemiştir.

"Fayda"yı, nefsimizin hoşuna giden, egomuzu tatmin eden, sömürüye benzer kazanç, basit ve küçük dünyevî çıkar kaygısı olarak anlarsak, bu kabul İslâm'ın hayır ve fayda anlayışına ters olduğu gibi, bu tür çıkar endişesi sanatı sanat olmaktan çıkaran bir parazit olur. Müslüman açısından fayda; Allah'ın rızâsına ulaştıran, insanlığa hizmetle alâkalı, dünya ve âhiret için gerçekten yararlı olan mâruf ve meşrû olandır, hayırdır.

Sanatın karın doyurmadığı, insanın sağlığını ve rahatını arttırmadığı doğru olabilir. Hatta insana çile çektirdiği, yorduğu, düşüncesini zorlattığı, bazen tedirgin ettiği, hâmile anne adayının katlandığı zahmet gibi güzel eser doğurabilmek için bin bir zahmetlere sebep olduğu söylenebilir. Bütün bu zahmetlerin rahmete dönüşeceği özellikler bir eseri sanat yapar. Sanat bu zahmetlerin yanında, güzel insan olmanın güzelliğini güzelce duyurabildiği için, insanî değerleri ihyâ ettiği, rûha huzur ve tatminlik hissi verdiği, onu beslediği ve bunun gibi güzelliklere hizmet ettiği için faydalı şeylerin ön sıralarında gelir.

Güzellik ile fayda, tarihin eski dönemlerinden beri çok iyi geçinen evli çift idi. Fitneci felsefe bile aralarını bozamadı. 18. Yüzyılın sonunda estetik adlı batı büyücüsü "bi-izzeti Rûm" deyip süslü sihirbaz değneğiyle bu evli çiftin arasını açmayı başardı. Ne yaptığını, ne aradığını bilmeyen bazı Rönesans miras yedileri eski Roma'nın töre ve zevklerini yeniden hortlatmayı amaç edindikleri için arkeoloji düşkünlüğünün etkisinde bir anlayış geliştirdiler. Mimarî, bir ihtiyaca cevap verdiği ve faydalı olduğu için onu sanattan saymamaya başladılar. Mimarî ne kadar süslü ise, ancak o kadar değeri vardı bu anlayışta. Faydalı ile güzelin hiçbir zaman bağdaşamayacağı ilân edildi. Tek-tük cılız karşı çıkmalara rağmen, bu anlayış, tüm batı sanatını bugüne kadar önemli çapta etkisine aldı. Böylece sanat hayattan uzaklaşmış oluyor, bir lüks eşyadan başka şey olmayan bu sanat, bütünüyle yozlaşmış oluyordu. Tabii ki sadece fanteziden ibâret olan bir sanat, bazılarınca tümüyle önemsiz bir şey kabul edilecek, bazılarınca da hiçbir şeyin hizmetinde olmadığından, aşırı yüceltilerek putlaştırılacaktır.

Müslümanların kültüründe sanatla zanaat iç içe girmiş kavramlardır. Sanat kelimesi "yapmak, işlemek" anlamına gelen Arapça "sun' " kelimesinden türediği; sözlük anlamı olarak sanatın; ustalık, hüner, mârifet anlamlarına geldiği gözönüne alınırsa, sanatın bugün zanaat dediğimiz marangozluk gibi el işlerini kusursuz yapabilme anlamında kullanıldığı anlaşılır.

Bugün endüstri kelimesiyle eş anlamlı olarak kullanılan "sanayi" kelimesi, Arapça sanat kelimesinin çoğuludur. Sanayi kelimesi günümüzde yararlı eşyaların üretimi amacıyla madde veya ürünlerin değişim işlemleri veya hammaddeleri işlenmiş hale getirip değerlendirmeye yarayan işlem ve araçların tümü anlamında kullanılmaktadır. Eskiden bu tür işler, zevk verecek tarzda güzellik unsuru öne çıkarılarak ve el emeği ile yapıldığından sanat kabul ediliyor; bugünkü anlamından farklı anlamda kullanılıyordu sanayi. Demek istiyorum ki, sanatla sanayi aynı şeylerdi. Belirli zanaatları öğretmek amacıyla açılan okullara Sanat Okulu, Sanat Enstitüsü gibi adlar verilirdi. Marangozluk, demircilik gibi el ustalığı ile ilgili zanaatlar için halk hâlâ "sanat altın bileziktir" der, zanaatla sanatı ayrı düşünmez. Halkımızın dünkü ve bugünkü anlayışı, zanaatın sanata götüren bir köprü olduğu, sanatın estetik kaygıların daha belirgin olan zanaattan başka bir şey olmadığı istikametindedir ki, bu anlayış, sanat-fayda ilişkisi açısından önemlidir.

Batının sanat anlayışı da yüz elli, iki yüz sene öncelerine kadar aynıydı, denilebilir. Sanat kelimesi bugün ona verilen anlamı batıda 19. yüzyılda almıştır. Bu yüzyıla kadar sanat, ustalık ve el işlerinde mahâret demekti. Zanaat sanat sayılıyordu. Sanatçı, üstün bir işçi demekti. Şimdi sanatçıdan beklendiği gibi, orijinal bir eser ortaya koyma şartı aranmıyordu.                

Sanatı ve tüm güzellikleri, çarkları arasında ezerek yürüyen Kapitalizm, kendi eliyle yaptığı helvadan put olan "sanat, faydası olmayan güzelliktir", "sanat, ancak sanat içindir" lokmalarını karnını aç bıraktığı ezilmişlere çoktan yedirdi. Artık ciddî anlamda sanattan söz etmek için tarihe yolculuk etmekten başka çare kalmıyor. Ya da tımarhanelik delilerin tuvale boya fırlatmaları, bazılarının orasını burasını göstererek hoplayıp zıplamaları, dört ayakla tepinip bağırmalarını sanat kabul etmek gerekiyor. Batıda özellikle dekoratif sanatlar, süsü faydaya fedâ ederek gittikçe yalınlığa doğru yönelmektedir. Mimarî, ev eşyası yapımı, tekstil sanayii, seramikçilik vb. alanlara uygulanan güzel sanatlar demek olan tatbikî güzel sanatlar bir ihtiyaca cevap vermek gibi faydalarından ötürü artık güzel sanat kabul edilmektedir. Yani, açıkçası batı da artık fayda konusundaki görüşünün faydasızlığını anlamış, faydası oranında sanata güzel sanat demeye başlamıştır.

Sanat-fayda ilişkisini belirtirken, bir müslümana göre zararlı bir şeyin sanat olamayacağını vurgulamaya gerek var mı, bilmiyorum. Tabii, en büyük zararın da mânevî-uhrevî olduğunu. Direkt zararı gözükmese bile, faydasız bir şeyi mâlâyâni, israf ve lağv özelliklerinden dolayı onaylamayan bir dinin; inanca, ahlâka, akla, düşünceye, ekonomiye... zarar veren bir şeyi güzel görmesine, meşrû kabul etmesine ihtimal verilemez.

Zarar verici özelliğinden (dırar), takvâ üzere yapılmayan mescidi/câmiyi bile onaylamaz, onu güzel görmez İslâm. Putlaştırmaya yol açtığı için, inanca zararlı olduğundan canlıların heykellerine güzellik vasfını lâyık görmez. Yine meşhur İran halısının aşırı şekilde övülüp gözde büyütülmesinden dolayı putlaştırılıp inanca zarar vermesinden ötürü Hz. Ömer tarafından kılıçla lime lime edilmesi, müslümanların onayını alır. Bu arada belirtelim ki, "zarar" kavramının da "fayda" gibi İslâm'ın anladığı gibi anlaşılması gerekir. Kiralık veya satılık sanatçı olmamak için çırpınan değeri takdir edilmemiş sanatçının sanatını icrâ ederken karşılaşacağı zorlukları, güzel çileleri "zarar"la karıştırmamalı.

Sanatın, halkı sömürmeye varmayan meşrû ölçüler içinde sanatkârın ekonomik durumu yönünden maddî fayda sağlaması da gâyet tabiidir. Bundan bir iki asır önce İstanbul'da boğazdan karşı tarafa kayıkla geçen bir meşhur hattatın para cüzdanını yanına almadığını fark edince, kayıkçıya yirmi paralık ücret karşılığı bir kâğıda vav harfi yazıp, "bunu çarşıda kitapçıların hangisine satsan, sana en az yirmi para verir" deyip ücretini o şekilde ödemesini küçük bir nükte olarak belirtelim. Şimdi "vav"ın yerine geçirilen "v"lerin sanat olmayacağı ve para da kazandırmayacağı, kalemiyle geçinen kimselerin sanatçıdan çok kiralık kalemler olduğu gerçeğiyle açığa çıkıyor diye düşünüyorum.

"Sanat karın doyurur mu, doyurmaz mı?" tartışılabilir, ama gerçek sanatın faydası, hayırlara vesîle olması, mideden daha önemli olan rûhu doyurması tartışılamaz.            
        


*    *    *

Yapılanın faydalı olması için yalancı sanat olmaması gerekir. Gerçek sanat, gerçek üzere olan sanattır. Hak üzere olmayan yalan sanatın faydası da yalandır.

:: Arkadaşına gönder

Tanıtım

Son yazılarım

• Besmele, Hamdele, Salât, Selâm.
• ÖNSÖZ
• SANATIN MÂHİYETİ
• CÂHİLİYYENİN SANAT ANLAYIŞI
• SANATA MÜSLÜMANCA BAKABİLMEK
• GÜNÜMÜZDE SANAT DENİNCE...
• EMPERYALİZMİN HİZMETİNDE SANAT
• SANAT VE TOPLUM
• SANAT VE REJİM
• SANAT İÇİN SANAT
• SANATIN PUTLAŞTIRILMASI
• SANAT VE GÜZELLİK
• "GÜZELE BAKMAK SEVAP MI?" ELBETTE
• MÜZİK RÛHUN MU GIDASI?
• MÜSLÜMANLARIN SANATA YAKLAŞIMI
• KUR'AN VE SÜNNET'TE SANAT
• HAKİKİ SANATKÂR: ALLAH
• FITRAT VE SANAT
• SANAT VE GÜZELLİK MERKEZİ: CÂMİ
• İSLÂM SANATI MI, MÜSLÜMANLARIN SANATI MI?
• MÜSLÜMAN SANATÇI İLE DİĞER SANATÇILARIN FARKI
• SANAT VE CİHAD
• SANAT VE TEBLİĞ
• SANAT VE FAYDA
• SANAT VE GERÇEK
• SANAT DALLARINA BAKIŞ AÇIMIZ
• SANAT KONUSUNDA NELER YAPILABİLİR?
• SORULAR
• KAYNAKÇA
• SANAT ÜZERİNE

Baglantılar

• Ana Sayfa
• Profil
• Arşiv
30 sayfadan 24 . sayfa
geri | ileri