Ey! acının yanık tenli çocuğu;
Hüznümü doldurduğum odalardan süpürüyor
Acı çığlıklarımı
Sandıklara koyup anahtarını atıyorum.
Aç yüreğini buzlarımı erittim
Kör sevdaları kurşunladım
Yalınayak dizlerim yaralı sana koşuyorum.
Suskularımı yeminlerimi bozdum yolunda.
Beşinci Cemrem aşk düşür toprağıma.
Bana aşkı öğret dilimde türküm olsun.
Sevdayı öğret dilden dile dolaşsın.
Masallar anlat düş(lere) benzeri.
Sevmeyi anlat hadi büyüt beni...
Ey! kekik kokulu yarim;
Gökkuşağını çal evvel zamanlardan.
Yıldız topla saçlarıma hiç sönmeyen.
Bahar getir zemheride.
Gül(ler) ser sol yanıma.
Gizli düş(lerimizde) bir dünya kur.
İlk söz(ün) son söz(ümüz)
"SENİ SEVİYORUM"
olsun...
a
Ölüm, sizin eve sığınan kimsesiz bir çocuktu.
Sen ondan öğrendin kendine ne kadar uzakta olduğunu
Ölüm düşürdü seni ruhunun gurbetine
Ve büyük bir yalandan kurtardı.
Bu yüzden hiç aldanmadın
Hiç de mutlu olmadın...
Ölüm, ömrünün o yalan yarısını senden aldı.
Aşka susamış öbür yarısını yakın uzaklara saldı.
Ölüm yüzünden ne kimsenin kimsesi oldun
Ne de kimse senin gördüğünü gördü.
Yaşayan tek yerin o ölü gözlerindi.
Karanlık kokulu otlar bu yüzden
bir tek sana el salladı...
Evine çağırdın ilkyaz sevinçlerini
çocukluğuna
Yırtıldı gözlerin, içine hayat doldu
o karanlık ışık...
Yükün yok
artık her sabah hoyrat bir özgürlük uyandırıyor seni...
Kalbinde herşey eşitlendi
Haz ve sıkıntı
Boşluk ve güven
Hasret ve ölüm
Gözlerine hastalıklı bir güzellik geldi
Şimdi acı çeken yanınla bile alay ediyorsun...
Kalbine çağırdın herkesi
Kendini bile
Artık sokağa çıkabilirsin
Ömründen düştün kendini